Edebiyatsız Medeniyet olmaz

Manşet 1. Sayı — Kasım 2025

Mitoloji Çölünde Hakikati Aramak

Mitoloji Çölünde Hakikati Aramak

Paradigmanın iflası, insanları kalabalıkların çıkmaz sokaklarında “gerçek nedir, nerede bulunur?” sorusunun peşine düşürdü. 

Vahiyden kopan insan, içindeki uğultulu boşluğu doldurmak için karanlıktan ve bunalımdan çıkış yolları aramaya başladı. 

Bir zamanlar dinin mitolojik yorumlarına savaş açan inkârcılar, militan laikler ve modernist İslamcılar, birlikte dine saldırıyor; her şeye bidat ve hurafe damgası vuruyorlardı. 

Kemalist selefîlik, Osmanlı’nın ve İslam ülkelerinin geri kalışını dine yüklerken, bu buhrandan çıkış yolunu İslam’dan uzaklaşmak ve Batı medeniyetinin kuyruğuna takılmakta görüyordu. 

Oysa Türkiye, bir asrı aşkın süredir Avrupalı olmayı başaramadı; Batı’ya kendini kabul ettiremedi. Bu yüzden yarım asırdan fazladır Avrupa Birliği’nin kapısında bekletilmekten yorgun ve yılgın düştük. 

Avrupa Birliği, Antik Yunan ve Roma mitolojisinin temelleri üzerine, o hayali gerçekleştirme rüyasıyla kuruldu. Roma’nın ya da İskender’in düşlerinde Türkiye ve İslam ülkeleri yoktu. Biz, bu imparatorlukların işgal ettiği, sömürmeyi ve köleleştirmeyi hedeflediği coğrafyanın halklarıydık. 

Tarih ve mitolojilerde daima güçlü ile zayıfın mücadelesi anlatılır. Güçlü, haksız da olsa hâkim; zalim ve korkak da olsa galip ve kahramandır. Tarihi de mitolojiyi de güçlüler kendi çıkarlarına göre yazar, yazdırır. Tarih onların yalanlarının, mitoloji ise uydurduklarının meyvesidir.

Uygarlığın çıkmaz sokaklarda tökezlemesiyle Yunan, Roma, Çin, Fin, Alman, Hint, Türk ve Anadolu mitolojileri yeniden insanın hayatına girerek onu şekillendirmeye başladı. 

İnsanlık, hayalindeki uygarlığa ulaşmak için mitolojinin engin dünyasına sığındı. Ab-ı Hayat, Anka Kuşu, Şahmeran, Bozkurt, Asena gibi moral kaynakları; Samur ve Kızılelma gibi gönül ferahlatıcı, ufuk açıcı motifleriyle medeniyet umudu besledi. 

Modernite, mitolojiye meydan okumuş; onu arkaik, karanlık, geçmişin tozlu raflarında kalmış bir hikâye olarak görmüştü. Materyalizm, pozitivizm ve sekülerizm, bilimin ilerlemesi için mitolojiyi engel sayarak ona savaş açtı. Onlara göre mitoloji, insan zihninin bilim öncesi basamağıydı; ilkeldi, çağdışıydı, din ve metafizikle karışıktı. Ne var ki mitoloji yeniden ilgi görmeye başlayınca bu düşünceler tarihin çöplüğüne atıldı. 

Mitolojinin, insan varoluşunun bir anlatım biçimi olduğu tekrar anlaşıldı. Modernitenin ve teknolojinin baş döndüren girdabında boğulan insan, Dede Korkut, Köroğlu, Battal Gazi, Gençosman ve Hz. Ali cenklerinin kahramanlarını okumaya, hayal etmeye, onların idealizmini, fedakârlığını, insanlığını ve ahlaki duruşunu örnek almaya her zamankinden fazla ihtiyaç duymaktadır.

Mitolojik kahramanlar, efsaneler ve menkıbeler toplumsal hafızayı anlamanın metinleriydi. Onlar çekildikçe insan yabancılaştı, yabanileşti; insanlıktan uzaklaşıp hayvanlaşmaya başladı. Grek trajedileri ve mitolojileriyle Batı’nın dini tasavvurunu ve toplumsal düşüncesini anlıyoruz. 

Mitoloji, sosyoloji açısından da önemli bir kaynaktır. Efsaneler ve menkıbeler, toplum belleğinin sembolik anlatımları olarak kültürün, tarihin, edebiyatın ve sosyolojinin anlaşılmasında büyük rol oynar. 

İnsanın hakikati aramasında, tarihi anlamasında mitolojilerin yeri tartışılamayacak kadar büyüktür. Mitolojiden koptukça din, tarih, sosyal hayat ve gelecek tasavvurumuz da kuraklaşır, çoraklaşır, çölleşir. Mitoloji her şey değildir; ama hiçbir şey değildir de değildir. 

Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

– Hayatın İçinden Bir Kalem 1954 yılının Aralık ayında, Manisa’nın Ahmetli kazasına bağlı Tatar Ocağı (Ataköy) köyünde dünyaya gelen Arif Altunbaş, yedi kardeşin beşincisi olarak köyünün bereketli topraklarında büyüdü. İlk öğrenimini köy okulunda tamamladıktan sonra Uşak İmam Hatip Lisesi’nde orta ve lise eğitimini sürdürdü. Ardından Ankara Aydınlık Evler Lisesi fark derslerini vererek ikinci bir lise diploması kazandı. Gençlik yıllarında azmi, mücadeleci yaratılışı ve çalışkanlığıyla Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi’ne girdi; 1974–1978 yılları arasında Yönetim ve Spor Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yılları ve sonrasında, İslami gençlik hareketlerinin içinde aktif bir rol üstlendi. Milli Türk Talebe Birliği Spor Kolu Başkanlığı, Ankara Yeni Mahalle MTTTB Başkanlığı, Akıncılar Teşkilatı Genel Başkan Yardımcılığı ve Türkiye İmam Hatip Liseleri Mezunları Federasyonu Genel Başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bu dönemde kalemiyle de öne çıktı; Milli Gazete, Yeni Devir, Mavera, Edebiyat ve daha birçok dergide yazıları, makaleleri ve şiirleri yayımlandı. 1980 darbesi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalan Altunbaş, 1986’da vatandaşlıktan çıkarıldı ve tam 25 yıl boyunca vatansız yaşadı. Bu yıllar boyunca Avrupa’da Müslüman gençlik çalışmalarına öncülük etti; arkadaşlarıyla birlikte Yorum Dergisi’ni çıkardı. Almanya’da Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Avrupa İslamcı Gençlik Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Avusturya’da öğretmenlik sınavını kazanarak Viyana’da sekiz yıl boyunca İslam Dini öğretmenliği yaptı. Aynı zamanda Pedagoji Akademisi, Doğu Dilleri ve Sosyoloji Fakültesi derslerine iştirak ederek akademik birikimini zenginleştirdi. 2009 yılında Türkiye’ye dönüş yapan Altunbaş, 2013 yılından bu yana Haber7 sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca yazıları ve şiirleri Akıncılar Dergisi ile Edebiyat ve Medeniyet dergilerinde yayımlanmaktadır. Bugün Balıkesir’de yaşayan Arif Altunbaş’ın yayımlanmış beş kitabı ve üzerinde çalıştığı yeni eserleri vardır. Onun kalemi, , gençlik yılları ve hareketlerinin coşkusunu, sürgün yıllarının hüznünü İslami düşünce ve edebiyatın derinliklerini bir araya getirerek okurlarına hem şahsi bir yolculuk hem de toplumsal bir hafıza sunmaktadır.

Tüm yazılarını gör →

Yazarın Kitapları

Okur Yorumları

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi çekebilir