Manşet 5. Sayı — Kasım 2026

DAVETÇİ

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe, 34/28)

Bütün peygamberler, toplumları için en iyi örneklerdir. Onların örnekliği ayetlerle onaylanmıştır. Her biri, toplumlarındaki bütün azgınlıklara rağmen Allah’ın verdiği emirleri yerine getirmek için sabırla gayret etmiştir.

Nübüvvetin son halkası, “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107) ayetiyle tanıtılan sevgili Peygamberimizdir. Onun getirdiği risaletin daveti, önceki peygamberlerin davetinden farklı değildi. Rahmân olan Allah, insanlığa yeniden merhamet etmiş ve onu ayetlerinin kanatları altına almıştır. Bu yolda fedakârlık gösterecek seçkin kulu Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) son elçi olarak göndermiştir.

Onunla İslam’ın aydınlığı yeniden görünmüştür. Daha önce gelen hakikatlere zulmeden insanlığa yeni bir davet ulaşmıştır.

Sevgili Peygamberimizin risaletinin büyüklüğünü vahyin diliyle tanımak gerekir. Kur’an-ı Kerim’de, onun İslam’ı tebliğ ederken karşılaştığı zorluklar, gösterdiği azim ve üstlendiği risalet görevi birçok ayetle anlatılır. Ayetler, Mekke toplumunun ilk Müslümanlara hayat hakkı tanımayacak kadar baskıcı tutumlarının yanı sıra Medine döneminde düşmanlarının saldırılarına, hilelerine ve tuzaklarına karşı verilen mücadelenin de şahididir.

O, Mekke döneminin ağır baskılarına ve psikolojik savaşlarına sabırla direnmiştir. Medine döneminde ise Müslümanları savunmak için askerî, hukuki ve toplumsal bir mücadele yürütmüştür.

Üstün şahsiyeti ve örnekliğiyle davasını hak bilenlerin neleri göze alması gerektiğini öğretmiştir. Lider olmanın bütün vasıflarını hem davranışlarına hem de büyük davasına yansıtmıştır. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini duyurmuş ve bu ayetler aracılığıyla muhataplarını Allah’a çağırmıştır. Resul, yalnızca insanları davete çağıran kişi değil, aynı zamanda çağırdığı davete bizzat tabi olan kişidir.

O, bütün hayatı boyunca yüce bir ahlâkı yaşamının her safhasına yansıtmıştır. Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve risalet göreviyle insanlığı hakikate çağıran bir davetçidir. Kendisinden önce gelen peygamberlerin haber verdiği son nebi olarak bütün insanları hakikate çağırmıştır.

İyiliği arayanların kimi örnek alacaklarını düşünmelerine gerek yoktur. “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21)

Peygamberimizin kalbinin yumuşaklığı, ömrü boyunca diline yansıyan bir ışık huzmesi gibi şefkat ve merhamete dönüşmüştür. Nice mazlumlar, uzanan ilahi şefkat eline tutunmuştur. Nice insan, onun aydınlığa çağıran davetiyle doğru yolu bulmuştur. Allah’tan gelen her söz, merhamet dolu dudaklarından dökülmüş ve şefkatle gönüllere ulaşmıştır.

O, bütün âleme rahmet olacak risaletini mübarek sözleriyle duyurmuştur: “Ey insanlar! Gerçekten ben göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın hepinize gönderdiği elçisiyim. O’ndan başka ilah yoktur. O, hayat verir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve ümmî peygamber olan resulüne —ki o Allah’a ve O’nun sözlerine inanır— iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” (A‘râf, 7/158)

Peygamberimiz, atası İbrahim’i (a.s.) örnek alarak topluma imam ve önder olmakla görevliydi. İnsanlık hakka davet ediliyordu. Kurulu batıl düzenler üzerinden menfaat sağlayanların büyük bir kısmı bu davete karşı çıkmış ve düşmanlık etmiştir. Gerçeğe talip olanlar ise her dönemde teslimiyetlerini göstermiştir. “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (Ahzâb, 33/23)

İçinde bulunduğu toplumdan hiçbir dünyevi menfaat beklemeyen davetçinin kıymetini bilenler, onun ardından yürümeye devam etmektedir. Kötülüklerin yol açacağı azabı bilen nebi, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilen hakikate yüz çevirenlere şu soruyu yöneltmektedir: “Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvîr, 81/26)

Bütün yumuşaklığıyla yirmi üç yıl boyunca yalnızca Allah’a çağıran nebinin daveti bugün de canlılığını korumaktadır. “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür; müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128)

İnsanların hakikate düşmanlık etmesi, onun şefkat dolu kalbini hüzne ve telaşa sürüklüyordu. Ateş çukuruna düşmek üzere olan insanları kurtaracak ilahi çağrıya neden düşmanlık edildiğini anlamakta zorlanıyordu. Oysa insanların çoğu, geçmişten beri azgınlığın peşinden gitmiş ve kötülüğü seçmiştir. Bütün hayatında iyiliği merkeze alan nebi, davetçi oluşuna itiraz edenlerin haksız davranışlarına üzülüyordu. Risaleti kendisine ikram eden Allah, ona şu sözlerle teselli veriyordu: “Onların sözleri seni üzmesin. Kuşkusuz güç tamamıyla Allah’ındır; O, her şeyi duymaktadır, bilmektedir.” (Yûnus, 10/65)

Kıyamete kadar bütün insanlık, “Ey peygamber! Seni tanık, müjdeci, uyarıcı, Allah’ın izniyle O’na çağıran ve etrafını aydınlatan bir ışık olarak gönderdik.” (Ahzâb, 33/45-46) ayetleriyle tanıtılan Resulün çağrısına muhataptır.

Davetçi, risaleti boyunca içinde bulunduğu toplumun inşasında vahyin dışında kalan konularda istişareyi esas almıştır. Yalnızca söz söyleyip gitmemiş, sözün hayata nasıl yansıtılması gerektiğini de örnek davranışlarıyla göstermiştir. Kendisine yapılan onca haksızlığa rağmen onarıcı, uyarıcı ve koruyucu yönünü öne çıkarmıştır.

Bir insan iyilik ettiği için zulme maruz bırakılır mı? İslam’ın emirlerini insanlığa duyuran ve her sözüyle, her işiyle iyiliği esas alan nebiye kötülüğü reva görenlerin iyi bir geleceğe kavuşması beklenemez.

Zulüm bataklığının içinden nilüfer çiçekleri gibi umuda yükselen müminler, o nebinin ayetlerle örülmüş merhamet kanatları altında huzur bulmuş ve bulmaya devam edeceklerdir. O güzel insanlar, İslam sayesinde hayatın rahmete dönüşmesine yakından şahit olmuşlardır.

Resulün yanında açlık, yokluk ve sürgün; zalimlerin yanında sahip olunan her türlü konfordan daha değerliydi. Bu gerçeği ancak hakikate hakkıyla iman edenler bilirdi. İmanları yüzünden ateş çukuruna atılan ve “Rabbim, rahmetin ne zaman gelecek?” diye yalvaran müminleri ayakta tutan, Allah’a duydukları tam güvendi.

Onun merhamet kanatları altında Allah’a yönelen herkes kendisini itibarlı ve huzurlu hisseder. Allah’a imanı içselleştiren insanların ufkunu kuşatan bu davet, her türlü değerin üzerindedir. Toplumun zayıf kesimleri üzerinden korku dağları oluşturanların, Allah’a iman eden Resule ve onun davetine icabet eden müminlere korku salması mümkün değildir.

Bulundukları konum nedeniyle dinde kendilerine ayrıcalıklı bir alan isteyen bütün dönemlerin azgınları, imanı bir pazarlık konusu sanmışlardır. Her şeyi güçle ve ekonomiyle elde edebileceğini zanneden zavallıların elinde, inkârlarından başka bir şey kalmaz. “Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin diye biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” (Nisâ, 4/105)

Davetçi, kıyamete kadar ateşe koşanları da ateşe çağıranları da rahmete ve kurtuluşa davet etmektedir. Allah’tan aldığı görevi eksiksiz yerine getiren nebinin davetine icabet edenlerin akıbeti hayırlı olur. İslam’ın düşmanlıklarına ve cahilce tutumlara karşı sözün en güzeli olan vahiy ile karşılık vermek her zaman kazandırır. Cehalette ısrar edenler ise kendi bataklıklarında kalırlar. “Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (A‘râf, 7/199)

Hayatın her alanında örnek olan sevgili Peygamberimiz; aile düzeninden çocukların yetiştirilmesine, askerî disiplinden cephedeki mücadeleye, çocuklarla ilişki kurmaktan büyüklere saygıya, pazarın işleyişinden fiyatların belirlenmesine, akrabalık ilişkilerinden komşuluk hukukuna kadar bütün konularda insanları ilahi ölçülere davet etmiştir.

“Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar! Rabbini yücelt... Rabbinin rızasına ermek için sabret.” (Müddessir, 74/1-3, 7) ilahi emriyle risaletini izzetle sürdüren Resûlullah’ın (s.a.v.) bütün insanlık üzerinde, dolayısıyla her birimizin hayatında büyük emeği ve hakkı vardır.

Bütün mücadelesinde hikmet ve güzel öğütle daveti esas alan davetçinin bildirdiği hakikatler bugün de eksiksiz biçimde varlığını sürdürmektedir. Allah tarafından ona yüklenen çağrıya uymak, ertelenemeyecek ve terk edilemeyecek mutlak bir sorumluluktur.

Dün onun yanında bulunarak davetine şahitlik eden ve sahabe olanlar gibi bugün de müminler, onun getirdiği davete şahitlik etmeyi, Resule arkadaş ve davasına yoldaş olmayı arzulamaktadır. Bugünün müminleri de bütün çağlardaki müminler gibi şu duayı etmektedir: “Rabbimiz! Doğrusu biz ‘Rabbinize inanın!’ diyerek imana çağıran bir davetçiyi işitip iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi sil ve bize iyilerin ölümünü nasip et.” (Âl-i İmrân, 3/193)

 

Mustafa Kolcu

Mustafa Kolcu

10 Ekim 1971 tarihinde Ordu ili Ünye ilçesinin Aydıntepe Mahallesi'nde doğan yazar Mustafa Kolcu 1990 yılında Ünye İmam Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Lisans eğitimimi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde tamamladı. "Dini Rehberlik ve Danışmanlık" alanında, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yüksek Lisansını tamamladı.1993-2023 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde İmam ve Hatip olarak görev yaptı. Fikir, düşünce ve kalemini ahlaki duruş ekseninde bir araya getiren İslamcı bir yazar olarak öne çıkar. Yaşadığı toprakların dini, ahlaki, kültürel dokusunu eserlerine taşımış, tahsil hayatında İslam düşüncesine yönelmiş önemli bir kimlik ve kişiliktir. Düşünce çizgisi, insanın varoluşsal yapısına cevap arayan bir yön taşır. Yazılarında, Hak ve hakikat arayışı, İslami değerler merkezli bir özgürlük ve toplumsal sorumluluk temalarını işler. Evli ve 4 çocuk babasıdır. Yayınlanmış eserleri: Gerçeğimizle Yüzleşmek-Çıra Yayınları, 2009 İki Nefes Arası Hayat, Çıra Yayınları, 2025

Tüm yazılarını gör →

Yazarın Kitapları

Okur Yorumları

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi çekebilir